İYİ EV SAHİBİ OLMALI...


 Yaşamak için büyük nedenlere ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum. Nefes almak kadar basit olan bir şey değil midir yaşamak... Hissettiğin kadar canlısın ve de nefes alabildiğin kadar varsın. Hayat denklemini çok bilinmeyeli hale getiren de yine bizleriz. Mutluluğu hep şartlara bağlayan, olmazsa olmazlar yaratan bizler yüzünden yaşam daha karmaşık.

Birlikte bir metafor canlandıralım gözümüzde. Mutluluk bir misafir gibidir, zamanı belli olmasa da muhakkak gelir onu nasıl ağırladığınıza, nasıl iyi ev sahibi olduğunuza göre gelir uzun uzun keyfini çıkarır evinizin ya da kısacık nezaketen oturur ve gider. Siz evinize gelmesini hatta uzun uzun kalmasını çok istediğiniz bir misafir için o kadar çok seçici olursanız, misafiriniz evinizin neresinde nasıl oturacak,hangi kıyafetlerle gelecek, size nasıl davranacak, neler söyleyecek bunları dikte ederseniz kendisi gibi olamaz, sizin evinizde kendisini rahat hissedemez ve asla uzun kalmak istemez. GİDER... Belki tekrar gelmek bile istemez.
Eviniz sizin iç dünyanız, hayatınız. Kimi isterseniz onu ağırlarsınız ve siz o dünyada ev sahibisiniz. Kime nasıl davranacağınızı,kimi  memnun edeceğinizi  siz seçersiniz. Mutluluk ise hepimizin çok istediği hep kalmasını istediği yegane duygu. Mutluluğun giyeceği kıyafetler, nerde oturacağı, ne konuşacağı sizin beklentileriniz. Beklentileriniz ne kadar artarsa mutluluğu o kadar huzursuz edersiniz. Mutluluk sizin istediğiniz gibi olursa belki size kendinizi iyi hissettiremeyecek. Onun görevi bu değil mi? Beklentiler artarsa, yükü artacak ve sizin iyi hissetmeniz için belki görevini bile yapamayacak.
Kendinizi mutluluğun yerine koydunuz mu hiç ? Birisi sizin kendiniz olmaktan uzaklaşmanızı istese, size dair her ne varsa onların dışında giyinmeniz, davranmanız hatta konuşmanızı istese ve sizi öyle seveceğini söylese? Kendimiz olamadıktan sonra sevilmenin ne anlamı var ?
Beklentilerimizin olmasından daha doğal bir durum olamaz ancak her güzel duygunun ayağına beklenti prangası vurarak sadece o duyguların hızını yavaşlatırız belki de öldürürüz.  Yine biz üzülürüz. Zaten en vefalı duygu değil midir üzüntü. Çok da iyi kalplidir aslında. Hiç gitmek istemez, bizi yalnız bırakmak istemez ama o da öyle çok yaşar ki duygusunu bize de bulaştırdığının farkına varmaz. E iyi ev sahibi olarak üzüntüyü de kısa ve öz misafir edip evine göndermek gerekir. Onun da dinlenmeye ihtiyacı var.
Siz istiyorsunuz, siz karar veriyorsunuz en önemlisi de siz seçiyorsunuz. İyi kalpli hassas duygularımızı suçlamanın yersizliğinin farkında varmalıyız. Hangi duygunun ne kadar evinizde kalacağına karar verme gücünüzü fark edin.

ALIŞTIRMA: Mesela bugün mutluluğun daha uzun kalması için onu rahat bırakın, kendisi gibi olsun. Bir kirazı bile yerken onu tüm hücrelerinizde hissedin. Küçük bir cep defteri edinin kendinize ve her gün sizi mutlu eden minicik bir anıyı tek cümleyle not edin. Hayat kolaylaştığı zaman daha keyfli. MUTLU KALIN...

Yorumlar

Popüler Yayınlar