TADIMLIK BİR AŞK HİKAYESİ !!!


En savunmasız anımda yakalamıştı beni aşk ! Kendime en güvendiğim, en güçlü hissettiğim Zaman'da geçirmişti pençesini yüreğime. Güçlüydüm evet ama çalıştığım yerden çıkmamıştı hissedeceğim duygular. Ne kadar da aptalım ! Kalbim nasırlaştı, sevemiyorum artık derken ansızın gelen bir rüzgarda dengem şaşmıştı. Oysa ki ne fırtınalara şahit oldum, ne alaboralardan kurtuldum bu küçücük rüzgar Nasıl sarsabilir beni ?! Hayat her zaman doğru zannettiğimiz hesapların eteklerinde sunmuyor nimetlerini. Bu sefer bu oyunu, kendi istediği gibi oynadı. 
Diğer tanışmalarda hissettiğim heyecan ve merak bile yoktu içimde o akşam. Sadece verilmiş bir söz, hoş bir sohbet ve boş bir yürekle döneceğime öyle emindim ki. Bana hayallerimden küçük bir an yaşatacak Ada'm olduğunu farketmeden inmiştim vapurdan. Görmediğim, tanımadığım bir yabancıya doğru giderken hissettiğim cesaret, ilerleyen saatlerde yerle yeksan olacaktı. Olacaklardan habersiz sahilden ona doğru yürüyordum. Sadece dalga sesine karışmış martı sesleri ve huzur! Evet hissettiğim tek şey buydu. Sessiz adımlarımda denizin ihtişamına dalmışken gelen telefon beni gerçek dünyanın kucağına düşürmüştü. Evet arayan oydu Tolga ! Birbirimizi tanıyamamaktan korkuyordu belki de. Telefonu kapattıktan sonra anlaştığımız rota da birbirimize doğru yürüyorduk. O beni henüz görmemiş olsa da görmüştüm onu. Beni farketmemiş olmasının avantajını kullanarak tepeden tırnağa süzebilmiştim. Loş kalan sokak lambasının verdiği tatminsiz ışıkla yüz hatlarını seçememiş olsam da, rahat ama özenli giyinmiş olmasını görebilmiştim. Gözleri beni arıyor bense onu inceliyordum. Koyu renk jean pantolonun üzerine Gül kurusu tonlarında, güçlü kollarını saran bir bluzun üzerine giydiği blazer ceketle rahat ama şık görünüyordu. Beni görüp görmediğine emin olamadığım bir anda, sanki onu uzun zamandır tanıyormuş gibi elimi kaldırarak işaret verdim. İkimizin yüzünde de masum, küçük bir gülümseme vardı. Heyecan olmasa da yabancı olmanın verdiği bir çekingenlikle yürüyorduk sahilden. Beni götüreceği yeri henüz bilmiyordum, ısrarla söylemekten kaçınıyor sürpriz olmasını istiyordu. Sıradan bir Ada'm, sıradan bir kadın, sıradan bir akşam yemeği için, bana fazla bilinmezlik gibi gelse de sessizce onunla yürümeye devam etmiştim. 
Işıltılı ve canlı sokakların arasından süzülerek bulabilmiştik yemek yerimizi. Restore edilmiş, eski ahşap bir binaya giriş yapıyorduk. Ruhu olan, yaşanmışlıkları olan yerlere duyduğum saygıyla bakınmaya başladım etrafa. Antika eşyalara yer verilmiş olması, burada vakit geçirmek için heyecanlandırıyordu beni. Kim bilir kaç hayata şahitlik yapmış, kaç aşkın mutluluğuna, kaç Sevda'nın yok oluşuna tanık olmuşlardı. Sade ama göz alıcı bu şarap evinin bahçesinde yiyecektik akşam yemeğimizi. Loş ışıkların aydınlatmaya korktuğu yemyeşil bahçede bir Ada'm bir kadın ve bir şarap olacaktı bu akşam.
Onu ilk gördüğümde ve yürürken detaylı inceleyememiş olsam da şuan karşımdaydı. İlk kadehlerimizi kaldırırken gözlerinin içine bakıp onu incelemeye başlamıştım. Öyle temiz bir yüzü vardı ki, bebeksilikle birlikte masumiyet hakimdi. Yüzünün detaylarına bakmasam bile ilk kez gördüğüm bu yüzü sevmiştim. Gözlerinden çok bakışları dikkatimi çekmişti. bir babanın bakışı kadar samimi, bir dostun bakışı kadar anlamlı bir sevgilinin bakışı kadar etkileyiciydi. O an hissettiğim tek şey bu adamın cesaretinden etkilenmiş olmamdı. Cesur olmasa uzun uzun, özgüvenini hissettirecek kendinden emin bakmazdı gözlerime. Ne her kadın yapabilir bunu ne de her Ada'm. O gözlerimin derinliklerine baktıkça ben ona doğru çekiliyordum. Gülüşünü gördüm bir Zaman sonra, ömrümü hiç korkmadan feda edebileceğim kadar içten, sıcak ve çekiciydi. Gülerken gözleri kısılıyor ve daha önce farketmediğim mimik çizgileri, gözlerinin yanlarında sıralanıyordu. Yaşanmışlıklarını, kırgınlıklarını, yorgunluklarını bu çizgilere gizlediğini hissettiriyordu bana. Kalemle çizilmişçesine hoş duran dudakları, itina ile yerleştirilmiş gibi göz alan dişlerini çevreliyordu. Yaşamımda ihtiyaç duyduğum en önemli iki şey, yüreğime dokunan bir bakış ve içimi ısıtan bir gülüş... 

Boşalan kadehlerin yerini yenisi alıyor, sohbetimiz hiç durmadan farklı konularda içten ve sıkmadan ilerliyordu. Bazı anlarda kelimeler aradan çekiliyor, uzun uzun gözlerimiz birbirine kenetleniyordu. Bu bakışmayı bozan şeyse aptal bir gülümseme oluyordu. O an neler olduğunu bilmiyordum ama çok güzel şeyler 
oluyordu. Beklemediğim bir anda ellerimi 
avuçlarına almıştı. O an yıllarca ne kadar mutsuz olduğumu, ellerimin bir avucun içinde kaybolmasının eksik olan şey olduğunu anlamıştım. Onu ilk gördüğümde hissetmediğimiz heyecan şuanda sınırları zorluyordu. Kalbim yerinden çıkacak gibi hızlı atmaya başlamış aldığım her nefeste dudaklarım kuruyordu. Duygularını hep kontrol ettiğini zanneden, mantık abidesi bahar ! bir bakış, gülüş ve sıcaklığın peşinde sürüklenecek gibi duruyordu. Öyle bir duygu akışı vardı ki alev alev yanıyordu her yer. Diğer insanlar, masalar umurumuzda değildi. Ya da ben öyle zannediyordum. O akşam kadehlerde boşalan içeceğin şarap olduğuna inanmıyordum. İksir vardı sanki, beni ona meftun eden... Büyülenmiş gibiydim. Hem de hayatımda yaşadığım en güzel anlardan birisi diyecek kadar büyülenmiştim... 
Keşke gitmeseydim, keşke onu hiç görmeseydim diyeceğimi bilmeden aptalca inanmıştım samimiyetine. Evet ilk görüşte aşık olmadım ben bu Adama, ama ben daha sonra aşık olabileceğime emindim. Bu gülüş, bu bakış ne Zaman çıksa karşıma ben meftun olurum, olurdum da. Ne yazık ki uzun yıllar karşılaşmamıştım böyle bakan bir çift gözle.
...

Sonra ne mi oldu ? Önemi yok o akşamın detaylarının ve sonrasının. Yaşadıklarımın... Önemli olan bana ne hissettirdiği !!!Olan şey tam Bir hayal kırıklığı, incinmişlik... Küçük bir kız çocuğu gibi hissediyorum kendimi, oyuncağı elimden alınmış ve tüm dünyası karanlığa gömülmüş ürkek bir kız çocuğu gibi. O akşam çok güzel şeyler olacak gibi hissettiren Ada'm bugün gözyaşlarımın katili !!!

Yorumlar

Popüler Yayınlar