BAŞKAYDI BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZ!!!


Bizim çocukluğumuz başkaydı.Samimiydi,arkadaşlıklarımız sıcacıktı,her şey daha gerçekti.Zaman nasıl bu kadar çok şeyi değiştirdi,bizler hangi ara bu kadar çabuk tüketir olduk güzellikleri..
21.Yüzyıl çocukları başka yaşıyorlar,bambaşka,daha soğuk,daha yalnız ve daha mutsuz.
Arkadaşlıkları da yüzeysel, oyunları da.Ne kıyafetlerinin bir önemi var ne oyuncaklarının.Biz öyle miydik? Bayramdan önce alınan bayramlıklarımızın heyecanıyla uyuyamazdık,bazen ayakkabımıza sarılıp uyurduk.Bezden bebeklerimiz,ahşaptan babalarımızın yaptığı arabalar gözümüzün bebeğiydi.
Okula başlamadan önce alınan önlüklerimiz vardı kolalı yakaları olan.Yapılan kırtasiye listesi bizi mutlu etmeye yetiyordu da artıyordu bile.Öğretmene saygı vardı bizde tabi bazen korkuyla karışıyor olsa da ilkokul öğretmenimizin söylediği her şey kıymetliydi bizim.Anne babalarımızın “Eti senin kemiği benim,hocam.” demeleri de etkili olmuş mudur bilemiyorum :D Okuma yazmayı fişlerde öğrendik biz.Ali topu at,Emel eve gel,Işık ılık süt iç…Okuldaki kitaplarımızı hatırlamaya çalışın bakalım.Cin Ali,Ayşegül Okulda,Ayşegül Tatilde…
Okuldan eve gelip ilk işimiz önlüğümüzü fırlatıp,sokakta bekleyen arkadaşlarımızla oyun oynamak olurdu.(Annemizden ceza,terlik belki dayak yiyeceğimizi bile bile.) Oyun oynamak tek dünyamızdı çocukken.Nerde telefon,bilgisayar,internet,ipad…Bizim yedi kulemiz,körebemiz,yağ satarım bal satarımız, kutu kutu pensemiz,uzun eşeğimiz,çelik çomağımız,oynayacak öyle çok oyunumuz vardı ki.Sosyal çocuklardık biz.
Mahalledeki arkadaşlarımız kardeşti bizim için.Sokağa çıkamıyorsak evde oynardık oyunumuzu,beş taşımızı,isim-şehrimizi,hırsız polisimizi…Hatırlar gibiyim hatta bir tane el oyununu.Çatlak patlak yusyuvarlak kremalı börek sütlü çörek çek dostum çek arabanı yoldan çek ,çek çek amca burnu kanca al sana bir tabanca,tabancada kaç kurşun var,tabancada 10 kurşun var,1-2-3-4-5-6-7-8-9-10….Kullanmadığımız kağıtları buruşturup yaptığımız topları hatırladım şimdi. Paslaşğımız, oynadığımız kağıt topları hatırladınız mı?
Arkadaşımız annesinden ceza almasın diye onun suçunu üstlenmek vardı.”Ben yaptım Nermin teyze.”  derken kardeşimizi kurtarmak vardı.Günlük tutardık mesela,ne kadar saf ve masumdu her şey.Annemiz günlüğümü karıştırmasın diye nereye saklayacağımız bilemezdik.Eğer ki sırlarımızı anlatıyorsak günlüğümüzde, kahramanların isimleri hep takma isim,nick olurdu.
Biz çocukken mutlu olmak için büyük şeyler istemezdik.10 kuruşa aldığımız meybuz  yetiyordu bize.Ya da babamızın bize aldığı atari.Erkeklerin bilyeleri vardı her şeyden kıymetli olan.Bir poşet bile olurdu her evde.Sayılarını kıyaslayıp,herkes daha fazla bilye toplamaya çalışırdı.İzlediğimiz çizgi filmler bile başkaydı bizim.
Taş devri, Jetgiller,maske, Ninja kaplumbağalar.Hugo vardı mesela,Tolga abi sunuyordu.Bir gün annemden gizli gizli arardım hiç düşmezdi, şans yüzüme gülecek ya düşürdüm Hugo’yu o gün,telefonu kapatmayın bekleyin dediler,1 saat bekledim.O arada tüm mahalleye heyecanla haber vermiştim koşun Hugo’yu açın ben yarışacağım diye.Annem istemiyordu telefon faturası çok yazar,televizyon aranır mı evden hiç diye düşünüp,istememişti.Kalbim ağzımdan çıkacak gibiydi Tolga abiyle konuşurken.Kaderime bakın yaa!  Gümbürt vagon çıktı bana,ve kaybettim.

Neyse ki Tolga abi sağ olsun bir kutu teselli hediyesi olan Ülker ürünlerini göndermişti.
Barış Manço vardı bizim çocukluğumuzda.7’den 77’ye.Televizyonun başında sesimiz çıkmazdı onu izlerken.TRT 2’de çıkan ressam amca hepimizin favorisiydi.Hayranlıkla izlerdik o çıktığında…Öyle güzel anlatırdı ki çizdiği resmi,canlıydı sanki.Yaşayan birileri vardı o tabloda.Gerçek gibiydiler…Ruhsar vardı, bizimkiler, kaygısızlar, çılgın Bediş, Süper baba, küçük besleme..
Aslında renksiz televizyonu da hatırlıyorum.En unutamadığım ise babamın renkli televizyon aldığı o gün.Okuldan eve geldiğimde televizyonumuzun üstünde bir örtü vardı ve babam öyle heyecanlıydı ki size sürprizim var derken.O örtüyü kaldırıp “Bakın,babanız ne aldı size !”dediğinde,televizyonumuz vardı zaten dedik.Aç bak bakalım nasıl bir televizyon bu demişti.Sonrası ise tek hatırladığım çığlıklarımın evin duvarlarında yankılanmasının ardından hemen çizgi film açışımdı.
Çok güzeldi bizim çocukluğumuz,gerçekti,samimiydi,heyecanlıydı,sokak ise  hayatımızdı.Üzülüyorum şimdiki çocuklara,çocukluklarına.Hayatları,hayalleri dört kare arasına sıkışş,sokağın güvensizliği ile evlerine, AVM’lere kapanmış,arkadaşları az ve geçici,büyüklere saygı az,öğretmen sadece ona bir şeyler öğreten meslek elemanı,bir oda dolusu oyuncaklar arasında mutsuz çocuklar onlar.Çizgi film izlemek, resim çizmek,arkadaşlarıyla direk iletişime geçeceği oyun oynamak yerine play stationlara gömülmüş,bilgisayara hapsolmuş,internetin esiri olmuş,birçok şeye sahip doymuş çocuklar olmuşlar.

Çok istedim onlarında bizim gibi mutlu bir çocukluk geçirmelerini.Sanırım bizlerin yapacağı bir şey yok güzel dileklerimiz ve temennilerimiz dışında.Mutlu çocukluk mutlu bir hayat demek.Ve insan çocukluğuna sımsıkı tutunduğu zaman hayata daha sağlam adım atıyor.











Yorumlar

Popüler Yayınlar